Kırılan Sessizlik
Kayseri’de sabahlar genelde sert olur. Soğuk, yüzüne çarpan rüzgârla birlikte uyanırsın ve gün sanki başlamadan biraz önce senden izin ister. O sabah da öyleydi. Ama bu kez havadaki soğukluk kadar içimde de açıklayamadığım bir ağırlık vardı. Sanki bir şey olacakmış gibi, sanki ev bile nefesini tutmuş gibi…
Saat 06.12’yi gösteriyordu. Telefonumun titremesiyle gözlerimi açtım. Önce anlam veremedim. Sonra yatak hafifçe sağa sola sallandı. Başta uykunun bir oyunu sandım. Ama dolabın kapısı hafifçe çarptığında bunun gerçek olduğunu anladım.
Deprem.
İçimde bir anda yükselen panik, boğazımı sıktı. Annemin sesi koridordan geldi:
“Çıkın! Çabuk!”
O an zaman garip bir şekilde yavaşladı. Ayaklarım yere basarken bile sanki zemin bana güven vermiyordu. Kapıyı açtığımda babam çoktan dışarı çıkmıştı. Hepimizin yüzünde aynı ifade vardı: anlaşılmaz bir korku ve bekleyiş.
Sarsıntı Geçince Gelen Sessizlik
Dışarı çıktığımızda mahalle zaten uyanmış gibiydi. İnsanlar pijamalarıyla, montlarını bile tam giymeden sokaktaydı. Kimse konuşmuyordu ama herkes birbirini anlamaya çalışıyordu.
Sarsıntı bitmişti ama içimizdeki titreşim devam ediyordu. Bir süre sonra herkes evine geri döndü. Ben ise içimde garip bir huzursuzlukla oturma odasının köşesine çöktüm. Telefonum elimdeydi ama ne yapacağımı bilmiyordum.
O an annem sessizce söyledi:
“Duvarlarda çatlak var mı bak oğlum.”
Ayağa kalktım. Koridordan mutfağa, mutfaktan odalara geçtim. Her duvarı tek tek inceledim. Küçük bir çizik bile gözümde büyüyordu. Çünkü artık her şey kırılabilir gibiydi.
Ve o anda fark ettim: ev değişmişti. Biz değişmiştik.
Hasarın İlk İzleri
Salonun köşesinde ince bir çatlak vardı. Belki önceden de vardı ama şimdi sanki büyümüş gibiydi. Parmaklarımı duvara sürdüm. Soğuktu.
Annem arkamdan geldi.
“Ciddi bir şey var mı?”
Sesi titriyordu.
“Bilmiyorum,” dedim. “Ama kontrol edilmesi lazım.”
İşte o anda kafamda ilk kez net bir soru oluştu:
Hasar tespit işlemini kim yapıyor?
Bunu yüksek sesle söylemedim ama içimde yankılandı. Çünkü artık sadece çatlakları görmek yetmiyordu. Birinin gelip “Bu bina güvenli mi?” demesi gerekiyordu. Ama o “biri” kimdi, hiçbir fikrim yoktu.
Belirsizliğin İçinde Beklemek
Gün ilerledikçe mahalledeki herkes aynı soruyu konuşmaya başladı. Kimisi belediyeyi aramıştı, kimisi AFAD’dan bahsediyordu. Her kafadan bir ses çıkıyordu ama hiçbiri net değildi.
Ben ise sadece duvarlara bakıyordum. Sanki her bakışımda yeni bir çatlak doğuyordu.
Babam sessizdi. Normalde çözüm odaklıdır ama o gün o da ne yapacağını bilmiyordu. Sadece telefonla konuşuyor, “gelecekler” diyordu. Kim gelecek, ne zaman gelecek, ne yapacak… hiçbir şey net değildi.
O belirsizlik, korkudan daha ağırdı.
Komşuların Hikâyeleri
Öğleden sonra apartmanın önüne indik. Herkes oradaydı. Komşular birbirine evlerini anlatıyordu.
“Bizim mutfakta sıva döküldü.”
“Bizim kolonun yanında ince bir çizgi var.”
“Binayı boşaltalım diyenler var.”
Bu cümleler arasında kayboluyordum. Her yeni cümle, içimde yeni bir endişe açıyordu.
Yan komşumuz Elif abla, gözleri dolu dolu bana baktı:
“Sen biliyor musun, bu hasar işine kim bakıyor?”
O an boğazım düğümlendi. Çünkü cevabı bilmiyordum. Ama bilmem gerekiyormuş gibi hissediyordum.
Resmî Gerçekle İlk Karşılaşma
Ertesi gün sabah erken saatlerde belediyeden ve ilgili ekiplerden gelen araçları gördük. Apartmanın önüne birkaç kişi indi. Ellerinde dosyalar, kasklar, ölçüm cihazları vardı.
Kalbim hızlandı. İşte beklenen an buydu.
İçlerinden biri sakin bir sesle konuşmaya başladı:
“Hasar tespit işlemleri için geldik. Lütfen herkes binadan uzak dursun.”
O cümleyi duyduğumda içimde garip bir rahatlama hissettim. Ama aynı zamanda daha büyük bir korku da vardı. Çünkü artık durum “duygu” olmaktan çıkmış, “gerçek” olmuştu.
Yine de o an aklımdan geçen tek soru şuydu:
Hasar tespit işlemini kim yapıyor?
Şimdi karşımda duran insanlar mıydı? Yoksa bu onların bir parçası mıydı? Sistem dediğimiz şey, gerçekten bu insanlardan mı oluşuyordu?
İlk İnceleme Anı
Ekipler binaya girdiğinde herkes dışarıda bekledi. Sessizlik daha da ağırlaştı. Kimse yüksek sesle konuşmuyordu. Sanki binanın içinden gelecek haberi duymaktan korkuyorduk.
Ben gözümü binadan ayırmıyordum. Her pencereye bakışımda içimde bir şey sıkışıyordu.
Annem yanımdaydı. Elimi fark etmeden sıkmıştı.
“Ya oturulamaz derlerse?” dedi fısıltıyla.
Cevap veremedim. Çünkü o ihtimali düşünmek bile içimi boşaltıyordu.
Bekleyişin Çöküşü
Yaklaşık bir saat sonra ekipler dışarı çıktı. Ellerindeki notlara bakıyorlardı. Yüz ifadeleri okunmuyordu.
İçlerinden biri yaklaştı ve kısa bir açıklama yaptı:
“Detaylı rapor hazırlanacak. Şimdilik binada dikkatli olun.”
Bu cümle hiçbir şeyi açıklamıyordu ama her şeyi değiştiriyordu.
Dikkatli olun.
Yani neydi? Güvenli mi, değil mi?
O an içimde bir hayal kırıklığı büyüdü. Çünkü netlik beklerken sadece yeni bir belirsizlik almıştık.
İçimdeki Çatlaklar
O günün akşamı odamda otururken duvara baktım. Gün boyu incelediğim o çatlak artık daha anlamlı geliyordu. Sanki sadece duvar değil, biz de çatlamıştık.
Günlüğümü açtım. Uzun zamandır yazmamıştım.
Kalem elimde ağırdı.
Bugün olanları yazarken fark ettim ki en çok içimi yoran şey deprem değil, beklemekti. Bir şeyin ortasında kalmak, ama ne olacağını bilmemek…
Ve tekrar düşündüm:
Hasar tespit işlemini kim yapıyor?
Sadece binaya bakan insanlar mı? Yoksa bizim korkularımızı ölçen bir sistem mi? Yoksa ikisi birden mi?
Cevap bulamıyordum ama sorunun kendisi bile zihnimi dolduruyordu.
Umut ile Korku Arasında
Günler geçtikçe raporlar konuşulmaya başladı. Bazı binalar için “az hasarlı”, bazıları için “orta hasarlı” deniyordu. Her kelime bir kader gibi hissediliyordu.
Bizim binanın sonucu henüz netleşmemişti.
O bekleyiş sırasında mahallede bir şey değişti. İnsanlar daha çok konuşmaya, daha çok paylaşmaya başladı. Korku bizi birbirimize yaklaştırmıştı.
Elif abla bir akşam bana simit uzattı:
“Ne olursa olsun buradayız,” dedi.
O an küçük bir umut hissettim. Çünkü belirsizlik içinde bile birlikte durabiliyorduk.
Gerçeğin Netleşmesi
Bir sabah telefon geldi. Babam kısa bir konuşma yaptı ve yüzü değişti.
“Gelmiş sonuçlar.”
O cümle evin içine taş gibi düştü.
Sonuç orta hasar.
Bir süre kimse konuşmadı. Sadece birbirimize baktık.
O an içimde karmaşık bir his vardı. Ne tamamen yıkılmışlık, ne de rahatlama… İkisinin arasında sıkışmış bir şey.
Evde kalıp kalamayacağımız belli değildi. Ama en azından artık “neyle karşı karşıya olduğumuzu” biliyorduk.
Son Düşünceler
Akşam yine odama çekildim. Dışarıda rüzgâr vardı. Duvarın çatlağına baktım. Artık o çatlak bana sadece bir kırılmayı değil, bir süreci anlatıyordu.
İçimden yine aynı soru geçti ama bu kez cevabı biraz daha farklıydı:
Hasar tespit işlemini kim yapıyor?
Sadece binaları inceleyen ekipler değil… aynı zamanda bizim hayatımızın ne kadar dayanıklı olduğunu ölçen görünmez bir düzen.
Ve ben o gece şunu hissettim: Bazı cevaplar net gelmez. Ama beklemek bile insanı değiştirir.
Okuyucularımıza “Hasar tespit işlemini kim yapıyor” konusunda faydalı bilgiler sunmaya çalıştık. Logilife ekibi olarak bizi okumaya devam edin!